Eli, ayağı, gözü, kulağı ve bütün azaları bir emenet olduğu insanın, malı mülkü aile bireyleri çocukları ve makamı olanlarınmakamıda bir emanettir. Biz insanlar bunların hepsinden sorumlu olduğumuzun bilincinde olmalıyız.
<< Çobansınız selahiyetiniz altındakilerden evladınızdan aile fertlerinden sorumlusunuz>>
buyurmuştur Hz. Muhammed hadislerinde. Her emanetin hesabının verileceğini bilmemiz gerekmektedir.
Çocuklarımız manevi değerlerini öğrenmeye ihtiyacı olduğunu bilakis zararşı fikir ve alışkanlıklardan korunması gereken temiz iyi bir emanet olduğunun bilincinde olmalıyız. Çocuklarımızı ilgisizlik kendi haline bırakmak onların bozulmalarına sebep olmaktır.
Bu gün çocuklarını kendi hallerine bırakan Anne ve Babalar, yarın çocukları tarafından unutulacağı terk edilebileceğini unutmamalı, bunun örneklerini hayatımızın her anında ibretle görmekteyiz. Bununlada kalmayıp Anne Babalar ahirette kendi öz çocuklarından kaçmak görünmemek zorunda kalacağını ALLAH (cc) huzurunda hesap vereceğimizi unutmamalıyız.
Çocuklarımız Anne ve Babalarının yakasına sarılıp bana neden dinimi öğretmedin bu duruma cehenneme düşmezdim diye feryat edeceğini nasıl unutabiliriz.
Ne Anne Babalar yememilş içmemiş evlatlarını okutup dünya malı hırsına kapılarak büyük ümit ve hayallerle evlatlarına on, onbeş yıl tahsil yaptırmış, yüksek öğrenim diploması aldırmış fakat dininden habersiz olarak yetişmiş zamanla Anne ve Babasını sokağa terk etmişlerdir.
Yaşlılar yurdunda Anne Babalarının dertlerini geçmişlerini kendilerinden bir dinlediğimizde bu gerçekleri açıkça görebiliriz. Çocukları tarafından unutulan o Anne Babalar pişmanlık göz yaşları dökerek kalan ömürlerini tüketmektedirler. Bu acı gerçeklere gün geçtikçe çok tesadüf etmekteyiz. Şunu unutmamalıyız ki kurtuluş ve çare İslam' dadır.
Çocuklarımızın göğsün içlerine İslam tohumları ekmeliyizki iman tarlası haline getirmeliyiz. Bu bilinçle yetişen yavrularımız güzel faziletli ahlaklı ve ilim meyveleri versinler yoksa yaban bitkilerin tarlası olması ihtimal dahilindedir.
Çocuklarımız hayata atılmadan önce onların göğsüne iman pusulasını takarak süslemeliyiz. İlim fazilet dürüstlük ışıklarıyla yetiştirirsek yollarını şaşırmayıp güzel , doğru rotadan sapmadan gidecekleri yeri iyi bilirler.
İnsanın vücut yapısı imanla değer kazanmakta inançsızlığa düşmeklede değerini yitirmektedir.
Çocuklarımızı insanlığa yarayışlı yetiştirmeliyizki başkalarından ışık fener arayacağı yerde başkalarına ışık yol gösteren pusula olsun. Çocuklarını iyi yetiştiren Anne Babaların gözlerinde mutluluk gözyaşı gelir.
Çocuklarımızı zararlı bilgilerden uzak aydınlık ufuklara getiren yetiştiren Anne Baba olalım, üzüntü gözyaşı değil, sevinç gözyaşı dökelim.
Her şeyin en iyisi dileğiyle
Mehmet ÇORBACI
15.05.1999 - KADIKÖY
17 Ağustos 2008 Pazar
Düşünürsen Ölüm Güzeldir
Düşüverir bazen aklımıza bir hatıra, Derin bir düşünceye dalarız elimizde olmadan. Geriye bıraktığımız tatlı acı bir kaç anının sürükleniriz peşinden bir film gibi anılar akıp gider. Nede çabuk geçmiş, geçmeyecekmiş gibi sandığımız o koskoca yıllar. Çocukluk, gençlik yıllarımızı yaşarız yeni baştan bir an. Geçen yılların çabukluğu ile hayıflanırız kendi kendimize. O anları arzu ile dalan gözlerimiz, bir garip sözle boşalıverir.
Geçiyor zaman o durdurmak mümkün değil, eğer zamanı durdurmak mümkün olsaydı kimbilir neresinde durdururduk. hayatımızın .Aynaya baktığımızda ne kadar değiştiğimizi, her gün biraz daha anlarız. Vücudumuzda oluşan kırışıklıklara dur diyemeyiz, olmuş saçlarımız siyah iken üzerinde peydah olan beyaz saçlarda neyin nesi neyin habercisi vücudumuzda beliren kuvvetsizlik, günbegün artıyor ilaçlar fayda verir cinsten değil. Aklımızda o an dedemiz, ninemiz yada yakınımızda bulunan babamız , annemiz geliverir. Bir kaç sene evveline kadar onlarad böyleydiya şimdi? Zaman taşa düşen damla misali eritiyor faniyi onun önünde durmak ne mümkün.
Ne babayiğitler vardı zaman karşısında bir mum gibi eriyip gittiler. Nerde çağlar kapatıp yeni çağlar açanlar. Fatih, daüları delen Ferhat'lar, atını denizlere, okyanuslara sürüp haykıran Levent'ler. Bu Dünya bir padişaha geniş , iki padişaha dar diyen Yavuz'lar. Nerde ölüm karşısında hayat iksiri arayan Lokman Hekim, herkes ilahi adaletin neticesinde ölüm denen faniden ayrılış, fermanına isteselerde, istemeselerde oyun eğip gittiler.
İnsanoğlunun bütün çalışmalarını bi araya getirseler ölüme çare bulunabilirmi? Tabiiki bulunmaz. Nedir Ölüm? Korkulacak şeymi yoksa sevilecek mi? Bu düşünceler arasında bir bahar yeli gibi içimizi okşayıp geçen mısralar adeta kulağımıza birşeyler fısıldar.
''Ölüm güzel şey budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?''
Necip Fazıl kısakürek
Binlerce kelime ile ifade etmeye çalıştığımız, ölüm iki güzel mısrada anlamını buluvermiş.
Korkmuşuzdur her zaman ölümden ama her zaman değil sevdiğimizde olmuştur bazen tarihte nice zalimler ölümler birlikte zulümlerini terketmişler, onların ölümleriyle mazlumlar rahatlık bulmuşlardır. Zaten iyiler ebedi bir hayatın mükafatlarına, ölüm ile başlayan yolculukları sonucunda ulaşacaklar. Zalimler öylemi? Onlarda zulümlerinin hesabını verecekler. Ölüm böyle olunca nasıl güzel olmasın. Bayramlarda her insan gönlünce eğlenir, sevinir, coşar sevincin en güzeli çocuklarda görülür, tahta atlar, salıncaklar... vs. adeta çocuklar için masal aleminin binekleridir.
Şairin ifadesiyle;
< Ölüm, ölene bayram bayrama sevinmek var, oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var>
İyi insanların ölümlerinin bir bayram olduğu acı, kederlerin bulunmadığını söylemektedir. Neler gelip geçiyor ebedi yolculuk esnasında, Dünyada bir kentten başka bir kente giderken ne zorluklar çekiyoruz ebedi olarak gideceğimiz aleme başından onuda yaratıcımız bildirmiş bizlere , kimbilir neler söylerlerdi son kelimelerinde.
Bir fani ömrün sonunda baki aleme yolculuk var oradada dünyada iken hasreti çekenler var , oradad gelen faniyi bekleyenler var. Gerçek dostlar gerçek hayatı işte ölüm denen bir yeni başlangıç ile başlıyor.
Ölüm işte Böyle Olursa sevilme zmi ? Ölüm faniyi terkedip bakiye ulaşmaksa eğer gerçek dosta kavuşmaksa ölüm sevilmez mi ?
Böyle bir ölümden kim kaçmak ister. Son kelimeler yine şairin müjdeli mısraları ile son bulsun istiyorum.
<< Öleceğiz müjdeler olsun müjdeler olsun son yolculuğa çok güzel şekilde hazırlanıp bir güzel şekilde çıkabilmek ALLAH' a dileğimdir.
Mehmet ÇORBACIOĞLU
Geçiyor zaman o durdurmak mümkün değil, eğer zamanı durdurmak mümkün olsaydı kimbilir neresinde durdururduk. hayatımızın .Aynaya baktığımızda ne kadar değiştiğimizi, her gün biraz daha anlarız. Vücudumuzda oluşan kırışıklıklara dur diyemeyiz, olmuş saçlarımız siyah iken üzerinde peydah olan beyaz saçlarda neyin nesi neyin habercisi vücudumuzda beliren kuvvetsizlik, günbegün artıyor ilaçlar fayda verir cinsten değil. Aklımızda o an dedemiz, ninemiz yada yakınımızda bulunan babamız , annemiz geliverir. Bir kaç sene evveline kadar onlarad böyleydiya şimdi? Zaman taşa düşen damla misali eritiyor faniyi onun önünde durmak ne mümkün.
Ne babayiğitler vardı zaman karşısında bir mum gibi eriyip gittiler. Nerde çağlar kapatıp yeni çağlar açanlar. Fatih, daüları delen Ferhat'lar, atını denizlere, okyanuslara sürüp haykıran Levent'ler. Bu Dünya bir padişaha geniş , iki padişaha dar diyen Yavuz'lar. Nerde ölüm karşısında hayat iksiri arayan Lokman Hekim, herkes ilahi adaletin neticesinde ölüm denen faniden ayrılış, fermanına isteselerde, istemeselerde oyun eğip gittiler.
İnsanoğlunun bütün çalışmalarını bi araya getirseler ölüme çare bulunabilirmi? Tabiiki bulunmaz. Nedir Ölüm? Korkulacak şeymi yoksa sevilecek mi? Bu düşünceler arasında bir bahar yeli gibi içimizi okşayıp geçen mısralar adeta kulağımıza birşeyler fısıldar.
''Ölüm güzel şey budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?''
Necip Fazıl kısakürek
Binlerce kelime ile ifade etmeye çalıştığımız, ölüm iki güzel mısrada anlamını buluvermiş.
Korkmuşuzdur her zaman ölümden ama her zaman değil sevdiğimizde olmuştur bazen tarihte nice zalimler ölümler birlikte zulümlerini terketmişler, onların ölümleriyle mazlumlar rahatlık bulmuşlardır. Zaten iyiler ebedi bir hayatın mükafatlarına, ölüm ile başlayan yolculukları sonucunda ulaşacaklar. Zalimler öylemi? Onlarda zulümlerinin hesabını verecekler. Ölüm böyle olunca nasıl güzel olmasın. Bayramlarda her insan gönlünce eğlenir, sevinir, coşar sevincin en güzeli çocuklarda görülür, tahta atlar, salıncaklar... vs. adeta çocuklar için masal aleminin binekleridir.
Şairin ifadesiyle;
< Ölüm, ölene bayram bayrama sevinmek var, oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var>
İyi insanların ölümlerinin bir bayram olduğu acı, kederlerin bulunmadığını söylemektedir. Neler gelip geçiyor ebedi yolculuk esnasında, Dünyada bir kentten başka bir kente giderken ne zorluklar çekiyoruz ebedi olarak gideceğimiz aleme başından onuda yaratıcımız bildirmiş bizlere , kimbilir neler söylerlerdi son kelimelerinde.
Bir fani ömrün sonunda baki aleme yolculuk var oradada dünyada iken hasreti çekenler var , oradad gelen faniyi bekleyenler var. Gerçek dostlar gerçek hayatı işte ölüm denen bir yeni başlangıç ile başlıyor.
Ölüm işte Böyle Olursa sevilme zmi ? Ölüm faniyi terkedip bakiye ulaşmaksa eğer gerçek dosta kavuşmaksa ölüm sevilmez mi ?
Böyle bir ölümden kim kaçmak ister. Son kelimeler yine şairin müjdeli mısraları ile son bulsun istiyorum.
<< Öleceğiz müjdeler olsun müjdeler olsun son yolculuğa çok güzel şekilde hazırlanıp bir güzel şekilde çıkabilmek ALLAH' a dileğimdir.
Mehmet ÇORBACIOĞLU
15 Kasım 2007 Perşembe
KALKANDERE ' HURMALIK ' KÖYÜ
Mehmet ÇORBACI
(Rize K.Dere İlçesi Hurmalık Köyü Kültür ve Yrd. Derneği K. Başkanı)
Köyümüz; Rize ili, Kalkandere (Karadere) ilçesine bağlıdır. İlçenin Güneyinde kurulmuş olup dağlık bir araziye sahiptir. İle uzaklığı 37 Km , İlçeye uzaklığı 15 Km Uzaktadır.
Hurmalık köyünün kuzeyinde kendi mezrası, mahallesi Taserek (2005 yılında ESENTEPE KÖYü) ve Kayabaşı köyü güneyinde SOGUKKSU (çulıma) doğusunda Esendere (Apencene) Batısında Trabzon ili Of ilçesine il sınırını teşkkil eden İyidere (kalopatama) akarsuyu. Köyümüz tarafından geçen İyidere-İspir-Erzurum karayolu vardır.
Hurmalık köyü dağlık ve ormanlık bir arazide Karadeniz bölgesinin geleneksel yapısına bağlı olarak dağlık bir yerleşim şeklinde kurulmuştur. Köyde düz arazisi yoktur. İyidere-İspir karayollarından dik bir yol ile köye çıkılır. Köyde göze çarpan; her tarafı çevrili mezarlığı bulunan Korkotlar meydanıdır. Bu düzlük arazi köy kuruluşundan itibaren heyelan bölgesi içinde bulunmaktadır.
Köy; Çorbacıoğlu, Mollamehmetoğlu, Küsküoğlu, Yetimler, Akrabaları tarafından düzlük araziye olan korkotlar meydanı ve Kufara da kurulduğu bilinmektedir. Köye yerleşen bu akraba büyükleri Korkotlar meydanında ahşap bir cami yapmışlardır. Daha sonraları 1900 yıllarında yeri değiştirilip şimdiki cami ve iki katlı medrese yapılmıştır. Uzun zaman bu medresede eğitim verilmiş,çeşitli zamanlarda cami onarılmıştır.
Köyün kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bu konularda araştırmalar yapılmaktadır. Köy halkının genellikle ARTVİN tarafından,Konya'nın KARAMAN yöresinden Erzurum ve Aydın yöresinden geldikleri bilinmektedir. Trabzon tarafından geldiklerini, kesin
olmamakla birlikte söyleyenler de vardır.
Eski adı "Andıra" olan "HURMALIK" köyüne Taserek (2005 yılında ESENTEPE Köyü). 1961
yılından önce şu anda köy olan Kayabaşı ve Soğuksu (çuhma) mahalle olarak bağlıydılar.
Andıra olan köyümüzün eski adı 1923 yılında Türkçe ismiyle anılan ve şimdiki İyidere İspir karayolu üzerinde bulunan Kayabaşı mevkini adı ile değiştirip KAYABAŞı Köyü oldu. ANDlRA köyün adı Kayabaşı olunca merkez ANDIRA ile KAYABAŞı mahallesi arasında bazı ihtilafların ortaya çıkması sonucunda köyümüzün müracattları ile 1961 yılından itibaren 1960 yılında Faik Yavuz, Mesut ÇORBACI'nın önderliğinde kurulan Köy Yardımlaşma Cemiyeti Yönetim Kurulu önerisiyle köyümüz HURMALIK KÖYÜ adını alıp ayrı bir muhtarlık haline getirilmiştir. Bu durumda Kayabaşı ve Soğuksu mahalleleri de ayrı muhtarlık haline getirildi.
Köyümüz 01.08.1945 tarihinde Güneyce ilçe olması ile, Köyümüz Güneyce (Varda) ya bağlanmış.1952 yılında GÜNEYCE ilçe merkezi ikizdere'ye taşınmasıyla 1955 yılından sonra köyümüz ANDIRA (Hurmalık) Kalkandere ilçesine bağlanmıştır. Hurmalık Köyü 1970 yıllarına kadar oldukça kalabalık bir köydü ,köy'de sonbahar ve kış aylarında yapılan düğünlerde şenlikler yapılırdı. Bahar aylarında tarlalar imece usulü bellenerek 'kazılarak'sürülürdü bu işlemler neşe içinde köylülerimiz yaparlardı.şu anlarda heryerde bilakis Karadeniz bölgesinde olduğu gibi köyde kış aylarında meskün ev sayısı çok az kalmıştır.
Köy halkının çoğunluğu başta İstanbul olmak üzere çeşitli illerde yaşamaktadır.Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul'da köyün belli eli işlere yatkın insanlar Rum inşaat ustalarının yanında çalışarak inşaatçılığın çeşitli branşlarını öğrenmişler zamanla taşören ve işadamı olmuşlar .Bugün köyde çok az insan daimi olarak yaşamakta, yaşayan insanlar çaycılıkla uğraşmaktalar.Okuyan insanı orta öğretim ve Yüksek tahsili bitirilenlerin sayısı gittikce artmaktadır.Her çeşit branşda tahsil gören insanlarımız artarak devam etmektedir
Köyde Osmanlı döneminden itibaren devam eden medrese eğitimi Cumhuriyet döneminde aralıksız devam etmektedir. Köyde Çorbacıoğlu, Mollamehmetoğlu, Yetimleroğlu, Küsküoğlu, Şerifoğlu, Ardaloğlu, Öksüzoğlu, Ayazoğlu, Özbek akrabaları yaşamaktadır.
Köyümüzün merkezi İstanbul da bulunan kültür ve yardımlaşma derneği ve lokali bulunmaktadır.
(Rize K.Dere İlçesi Hurmalık Köyü Kültür ve Yrd. Derneği K. Başkanı)
Köyümüz; Rize ili, Kalkandere (Karadere) ilçesine bağlıdır. İlçenin Güneyinde kurulmuş olup dağlık bir araziye sahiptir. İle uzaklığı 37 Km , İlçeye uzaklığı 15 Km Uzaktadır.
Hurmalık köyünün kuzeyinde kendi mezrası, mahallesi Taserek (2005 yılında ESENTEPE KÖYü) ve Kayabaşı köyü güneyinde SOGUKKSU (çulıma) doğusunda Esendere (Apencene) Batısında Trabzon ili Of ilçesine il sınırını teşkkil eden İyidere (kalopatama) akarsuyu. Köyümüz tarafından geçen İyidere-İspir-Erzurum karayolu vardır.
Hurmalık köyü dağlık ve ormanlık bir arazide Karadeniz bölgesinin geleneksel yapısına bağlı olarak dağlık bir yerleşim şeklinde kurulmuştur. Köyde düz arazisi yoktur. İyidere-İspir karayollarından dik bir yol ile köye çıkılır. Köyde göze çarpan; her tarafı çevrili mezarlığı bulunan Korkotlar meydanıdır. Bu düzlük arazi köy kuruluşundan itibaren heyelan bölgesi içinde bulunmaktadır.
Köy; Çorbacıoğlu, Mollamehmetoğlu, Küsküoğlu, Yetimler, Akrabaları tarafından düzlük araziye olan korkotlar meydanı ve Kufara da kurulduğu bilinmektedir. Köye yerleşen bu akraba büyükleri Korkotlar meydanında ahşap bir cami yapmışlardır. Daha sonraları 1900 yıllarında yeri değiştirilip şimdiki cami ve iki katlı medrese yapılmıştır. Uzun zaman bu medresede eğitim verilmiş,çeşitli zamanlarda cami onarılmıştır.
Köyün kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bu konularda araştırmalar yapılmaktadır. Köy halkının genellikle ARTVİN tarafından,Konya'nın KARAMAN yöresinden Erzurum ve Aydın yöresinden geldikleri bilinmektedir. Trabzon tarafından geldiklerini, kesin
olmamakla birlikte söyleyenler de vardır.
Eski adı "Andıra" olan "HURMALIK" köyüne Taserek (2005 yılında ESENTEPE Köyü). 1961
yılından önce şu anda köy olan Kayabaşı ve Soğuksu (çuhma) mahalle olarak bağlıydılar.
Andıra olan köyümüzün eski adı 1923 yılında Türkçe ismiyle anılan ve şimdiki İyidere İspir karayolu üzerinde bulunan Kayabaşı mevkini adı ile değiştirip KAYABAŞı Köyü oldu. ANDlRA köyün adı Kayabaşı olunca merkez ANDIRA ile KAYABAŞı mahallesi arasında bazı ihtilafların ortaya çıkması sonucunda köyümüzün müracattları ile 1961 yılından itibaren 1960 yılında Faik Yavuz, Mesut ÇORBACI'nın önderliğinde kurulan Köy Yardımlaşma Cemiyeti Yönetim Kurulu önerisiyle köyümüz HURMALIK KÖYÜ adını alıp ayrı bir muhtarlık haline getirilmiştir. Bu durumda Kayabaşı ve Soğuksu mahalleleri de ayrı muhtarlık haline getirildi.
Köyümüz 01.08.1945 tarihinde Güneyce ilçe olması ile, Köyümüz Güneyce (Varda) ya bağlanmış.1952 yılında GÜNEYCE ilçe merkezi ikizdere'ye taşınmasıyla 1955 yılından sonra köyümüz ANDIRA (Hurmalık) Kalkandere ilçesine bağlanmıştır. Hurmalık Köyü 1970 yıllarına kadar oldukça kalabalık bir köydü ,köy'de sonbahar ve kış aylarında yapılan düğünlerde şenlikler yapılırdı. Bahar aylarında tarlalar imece usulü bellenerek 'kazılarak'sürülürdü bu işlemler neşe içinde köylülerimiz yaparlardı.şu anlarda heryerde bilakis Karadeniz bölgesinde olduğu gibi köyde kış aylarında meskün ev sayısı çok az kalmıştır.
Köy halkının çoğunluğu başta İstanbul olmak üzere çeşitli illerde yaşamaktadır.Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul'da köyün belli eli işlere yatkın insanlar Rum inşaat ustalarının yanında çalışarak inşaatçılığın çeşitli branşlarını öğrenmişler zamanla taşören ve işadamı olmuşlar .Bugün köyde çok az insan daimi olarak yaşamakta, yaşayan insanlar çaycılıkla uğraşmaktalar.Okuyan insanı orta öğretim ve Yüksek tahsili bitirilenlerin sayısı gittikce artmaktadır.Her çeşit branşda tahsil gören insanlarımız artarak devam etmektedir
Köyde Osmanlı döneminden itibaren devam eden medrese eğitimi Cumhuriyet döneminde aralıksız devam etmektedir. Köyde Çorbacıoğlu, Mollamehmetoğlu, Yetimleroğlu, Küsküoğlu, Şerifoğlu, Ardaloğlu, Öksüzoğlu, Ayazoğlu, Özbek akrabaları yaşamaktadır.
Köyümüzün merkezi İstanbul da bulunan kültür ve yardımlaşma derneği ve lokali bulunmaktadır.
29 Ekim 2007 Pazartesi
23 Ekim 2007 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








